12 Aralık 2010 Pazar

Uzun cümleler...


Uzun cümleler, paragraflar yazmayı seviyorum.

Bazen de çekinmiyor değilim, insanlar yazdıklarımı okumaktan sıkılırlar mı diye... Öyle ya, aynı bir İnci'ci gibi "özet geç p.ç" diyebilir her kişi.

Ama dedim ya, cemaat halindeki kelimeler daha çok hoşuma gidiyor. Tek başına duran kelimelerden 27 kat daha güçlü olduklarını düşünüyorum. Bakmayın bazen kısa kestiğime, içimde harp düzeni almış düzinelerce harf bulunmakta...

8 Aralık 2010 Çarşamba

Zarif bir salı akşamı hatırası

Vaktinin bereketli olmasını isteyen insan, sevdiği arkadaşlarıyla, kardeşleriyle bir araya gelip muhabbet etsin, güzel işler yapsın. Her dakikası saatler kadar değerli geliyor.

Uzunca vakti birlikte geçirdikten sonra Atasoy Müftüoğlu’nun ofisine bir ziyaret gerçekleştirdik sabahın dokuzunda. Güzel bir sohbet oldu, her seferindeki gibi cilt cilt kitap okuyarak oradan ayrılıyoruz hissine kapıldık yine.

*

Dün de artık gelenekselleşme yolunda olan Zarif Haykırışlar etkinliğini gerçekleştirdik. Sadece şiir ve kitap okumak dışında, Mahmut Fazıl Coşkun’un yönetmenliğini yaptığı Yaşamak adlı Cahit Zarifoğlu’nun hayatını anlatan belgeseli seyrettik. İnternet ortamında, özellikle de Facebook’da rahatlıkla ulaşabilirsiniz bu belgesele de. TRT’nin hazırladığı belgesel gibi, belki de ondan daha başarılı bir yapım…


Yazının tamamı: http://www.eshaber.tv/zarif-bir-sali-aksami-makale,79.html

6 Aralık 2010 Pazartesi

Eski şehrin romantizmi


Saat 8:00. Bu saatte sokaklarda olmam pek alışılmış birşey değil. En iyi ihtimal tramvay kalabalığında okula yetişmeye çalışıyor olurum heralde.

Kahvaltı yapmadan dışarı çıktığım nadir günlerden biri. Bir simitçi arıyorum. Adalar'a geçince, soğuğu hissettiği belli, pek kibar, benim gibi kahvaltısız dışarı çıkanların yardımına yetişmek için orada bulunan simitçi çıkıyor karşıma.

Güzellerinden alıyorum bir tane. Adalar'da yürüyorum. Alışılmış kalabalığın oluşmadığı saatler bunlar. Avare gezen birkaç kişi ve işi gücüyle uğraşan birkaç kişi. İkisinin tam arasındayım. İşim olmasına rağmen avare, yavaş yavaş ilerliyorum.

Cafcaf'ın son sayısına takılıyor gözüm. Bu kadar erken beklemiyordum. Cebimdeki tüm bozuklukları çıkardım, uzattım bayideki ablaya: iki lira. Bir elimde sıcak simit, diğerinde Cafcaf, sonbahardan bozma bir sabah ayazı elime ve yüzüme kastetmesine rağmen yürümeye devam ettim...

Sonra baktım ki bu dergiyi çok seviyorum, onunla yapabileceğim en güzel şeyi yaptım: Haddim olmasa da dergiyi Atasoy Müftüoğlu'na takdim ettim...

Allahım, sanırım bu eski şehrin romantizmini keşfetmeye başlıyorum...

5 Aralık 2010 Pazar

"huzura varmak"



sabah vakti "huzura varmanın" güzelliği öyle kolay tarif edilecek şey değil...

hele ki uyanma vesilesi modern zamanın gürültücü saat/telefonlarından biri değilse...

O'nun yardımıyla kalktığını hissetmekten bahsediyorum mesela... uyandıktan beş dakika sonra sabâ makamında gelirse müezzinin sesi, tekrar uyuyası gelmez insanın...

sıcak yataktan soğuk odaya kalkıp niyeyse bir türlü sıcak akmayan suyla titreyerek temizlenmek, yönünü mutlak yöne dönüp ellerini teslimiyete örnek şekilde bağlamak, af dilemek...

kaç sabah olur ömürde böyle güzel? çok olsa keşke...

4 Aralık 2010 Cumartesi

Yurtta anarşi, dünyada anarşi


Wikileaks üzerine muhabbetler bitmek bilmiyor. Bitmemesi de doğal, çünkü yüzyılın diplomasi skandalı olarak tarif edilebilecek bir içerik var ortada.

Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarla toplandığımızda konu yine döndü dolaştı, Wikileaks belgelerine geldi. Herkesin fikrini dinledik bu konuda. Amerika’nın dünya devletlerini karıştırmak için ortaya attığı bir plan olduğunu iddia edenler oldu, bu işte İsrail’in parmağı olduğu söylendi, 11 Eylül sonrası politikalardan biri olduğu ortaya atıldı falan.

Tabi bilmiyoruz bu belgelerin ortaya çıkmasının nedeni nedir. Ama şu var ki, belgelerin varlığından şüphe yok. Şüpheler, belgelerde yazanların doğruluğu-yanlışlığı üzerinde.

Yazının devamı: http://www.eshaber.tv/yurtta-anarsi-dunyada-anarsi-makale,69.html