22 Temmuz 2011 Cuma

Dünkü hatalar...

Kim bilir hangi kaldırımları ezdim bütün gün, o mübarek kaldırımları...

İstanbul/Akşam/Hüzün. 78'deyim, yol uzun. Sırtımdaki çanta hayatım oluveriyor sanki. Sevdiğim tüm kitapları sırtımda taşıyorum ben. Sevdiğim tüm şiirleri aklımda tutuyorum. Otobüse adım atmamla İstanbul'un ruhu ölüyor. Elimdeki telefonun diğer ucu; hayatta kalan tek gerçek şey. İstanbul/Öğle/Mutlu. Sırtımdaki yük, ne kadar da tatlı. Ve kim bilir hangi ayaklar ezdi bu kaldırımları, bu yokuşları... O zaman, sanki her şeyde ruh vardı. Haydi o zaman, dönelim o vakitlere!


1 Temmuz 2011 Cuma

Böyle giderse hepimiz yanarız...

Yine bir 2 Temmuz geldi. 93’te yaşananlar malum, Sivas… 37 insanın ölümü hangi şartlar altında güzel olabilir ki?

Haftalar öncesinden birkaç arkadaşımın muhabbetlerinde rastladım buna. O zamandan başlamışlardı “dinci”lere saldırmaya. Dinciler katil, dinciler yobaz, dinciler insafsız, dinciler akılsız…

Lise yıllarımda yine bir muhabbetimizde bu olaylardan konu açılmıştı. Savunulacak bir yanı olmadığını söylemiştim. Bir arkadaşım çok şaşırdı. “Sen de mi Aleviydin?” dedi. İnançlı bir arkadaşım değildi bu. “Hayır” dedim. “Alevi değilim ama vicdan sahibiyim.”

Bu ülkede yıllardır bu olay, dindar insanları susturmak amacıyla kullanılıyor, buna şahit oluyoruz. Kullananlar da mağdur olanlar değil, dindarları zor duruma sokmak isteyen, bu niyette bulunanlar genellikle.

Bu ülkede dindarlar hep “laik düzeni yıkıp dine dayalı devlet kurmak”la suçlanıyor. Hala da öyle. Madımak’ın amacı da buydu onlara göre. Halbuki İslam’dan haberleri olsa böyle mi düşünürlerdi? Sanmıyorum…

Evet, Müslümanlar çabuk gaza geliyor olabilirler. Sevmediğiniz birini Cuma çıkışında cami önünde “Allah’a küfretti” diye suçlasanız, kendisi için pek güzel gelişmeler olmaz orada. Maalesef ki dindarların bir zaafı da bu. Ama bunu milyonlarca Müslümanın üzerine yıkmaya çalışan hiç kimse de iyi niyetli olduğunu söylemeye çalışmasın.

Ve bugün… Suriye’deki olaylar da malum. Orada da bir Sünni-Şii çatışması var. Şii yönetim Sünnileri katlediyor. Hama’da, 82’de olduğu gibi. “Sivas 93” diyen kaç “vicdanlı”nın “Hama 82”den haberi vardır ki?..

Belli kesimler (Ben bunlara Neo-Kemalist demek istiyorum artık, çünkü klasik Kemalizm’in Misak-ı Milli’sini ve milliyetçiliğini tekrar yorumlamış, faşizmin ilginç bir kısmına doğru yol almaya başlamış durumdalar) Suriye’deki olayları 180 derece tersinden okuyor. Sünnilerin iç savaş çıkarmaya çalıştığını, Emperyalist güçlere ortak olduğunu yazıyor, konuşuyorlar. Zaten “emperyalist”ten başka hakaret de bilmiyorlar muhtemelen, “faşist”i hakaret niyetine kullansalar önce kendilerine bakmaları gerekir…

Böyle bir durumda 16 Temmuz’da Hatay’a yola çıkacak olan konvoya da laf atmadan duramıyorlar. Bu konvoyun amacı mezhep savaşı çıkarmak, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmekmiş. Hakan Albayrak gibi adamlara emperyalist diyene ben ne diyeceğimi bulamıyorum mesela. Ne desem?

Neyse işte… Bu Neo-Kemalistler madem mezhep savaşı çıkmasından bu kadar korkuyorlar, Suriye’deki katledilen Sünniler için niye ses çıkarmıyorlar? Yarın muhtemelen Sivas’ı hatırlatıp duracak olanlara soracağım ilk şey budur. Ve Hama’dır.

Sivas artık katliam olmaktan çıkmış, karşısındakini vurmak isteyenlerin oyuncağı haline gelmiştir. Malesef ki Sivas’ın tek amacı şovdur artık. Ben tekrar yaşanmaması için çaba gösterip dua ediyorum. Ya siz?

28 Haziran 2011 Salı

Mescid-i Aksa tehlikede!

Miraç Kandili ve Dünya Mescid-i Aksa günü dolayısıyla İHH'nın internet sitesinde yayınlanan Şeyh Raid Salah’ın Uluslar arası Mescid-i Aksa Sempozyumu’nda sunduğu tebliğin bir kısmını ben de aynen burada paylaşıyorum.


1. Mescid-i Aksa işgal altındadır, dolayısıyla tehlikededir. Eğer işgalden kurtulamazsa, tehlike devam edecek ve söz konusu tehlike ancak İsrail işgali ortadan kalkarsa sona erecektir.

2. Mescid-i Aksa’yı bağrında taşıyan Kudüs işgal altındadır ve tehlikededir. Bugün için artık Kudüs’ü çepeçevre kuşatan tehlike ile Mescid-i Aksa’yı saran tehlike arasında bir fark söz konusu değildir. Zira, tehlike tektir ve kaynağı da aynıdır; o da İsrail işgalidir. Bu işgalin güttüğü hedeflerin sonuncusu ise, ancak bütün bir Kudüs Yahudileştirilir ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu mekâna efsanevi mabet(!) inşa edilirse gerçekleşmiş olacaktır.

3. Bundan dolayı tarihî Siyonist projenin ve İsrail’in işgal stratejilerinin mimarlarından biri olan David ben Gorion şöyle der: “Kudüs’süz İsrail’in hiçbir kıymeti yoktur. Mabed’siz de Kudüs’ün hiçbir değeri olamaz.”

4. Kudüs’ün Yahudileştirilme planı, İsrail işgalcilerinin hesaplarına göre Mescid-i Aksa’nın yalnızlaştırılıp izole edilmesi hedefine yöneliktir. Mescid-i Aksa’nın yalnızlaştırılması ise, onun üzerindeki mutlak İsrail egemenliği için atılması gereken zorunlu bir adımdır. Bu yolla Aksa üzerinde egemenlik kurmak isteyen herhangi İslami bir yapı devre dışı bırakılacak ve daha sonra da arazisi üzerine efsanevi mabet inşa edilecektir.

5. Şu hususu iyi anlamak gerekir: Mescid-i Aksa’nın yerine inşa edilecek olan efsanevi mabet, Amerika’daki “Siyonist Protestanlar” (Evanjelistler) olarak bilinen yeni muhafazakârlar tarafından da kabul edilmektedir. Bunlar, Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine efsanevi mabedin yapılmasının, “Armagedon Savaşı”nın hızlandırılması anlamına geldiğine inanıyorlar.

6. Bu gerçek de göstermektedir ki, Mescid-i Aksa, Siyonist politikanın yanı sıra yeni muhafazakârlar tarafından da düşman ilan edilmiştir. Bu sebeple Aksa kıskaç altındadır, bu da onun gün geçtikçe daha büyük tehlikelere maruz kalacağının bir alametidir.

7. Ayrıca şu yanılgıya da düşmemek gerekir ki, bugün için Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırı ve düşmanlıklar -iddia edildiği gibi- sadece belli bir grup aşırı Yahudi’nin işi değildir. Tam tersine bu saldırıları sürdürenler, bizzat işgalci İsrail’in resmî kurumlarıdır.

8. Şu ana kadar Kudüs’ü de Mescid-i Aksa’yı da işgal altında tutan kurumlar bunlardır. Ayrıca Kudüs’ü Yahudileştirmek ve arazilerine, evlerine, mukaddesatına ve kurumlarına işgalci ellerini koyma hedefiyle her türlü yıkım yönteminin planını yapıp uygulamaya geçirenler de onlardır.

9. Mescid-i Aksa’ya yönelik her çeşit saldırının planlayıcıları ve uygulayıcıları da onlardır. Mesela, 1967 yılından günümüze kadar, Mescid-i Aksa’nın altında birbirine bağlı ağlar kuracak tünelleri kazma işini bizatihi onlar yürütmektedir.

10. Mescid-i Aksa’nın bölümlerinden biri olan “Burak Duvarı”na çeşitli yalanlarla “Ağlama alanı” adını verip orayı göz göre göre ele geçirme emelinin bir ön adımı olarak 11.06.1967 tarihinde el-Meğaribe mahallesini yerle bir edenler de onlardır.

11. Mescid-i Aksa’yı bütünüyle ele geçirme planının bir başlangıcı olarak onun kapılarından biri sayılan el-Meğaribe Kapısı’nın anahtarlarına el koymak suretiyle 1967’den bu yana söz konusu kapının idaresine tam anlamıyla egemen olanlar da onlardır.

12. Daha sonraları Mescid-i Aksa’nın bütün kapılarının idaresine el koyan, askerlerine bu kapıların önünde gece-gündüz nöbet tutturan ve âdeta Mescid-i Aksa kendi özel mülküymüş gibi dilediğinin girmesine müsaade edip dilediğini engelleyenler de onlardır.

13. Mescid-i Aksa’nın bütün kapılarının kontrolünü eline aldıktan sonra düşmanlığında sınır tanımayan ve bugün o bölgede olup biten her şeyi tam anlamıyla kontrol altına alma çabası içerisinde Mescid-i Aksa için zorunlu hâle gelen restorasyon malzemelerinin bile içeriye alınmasına engeller çıkartan, oruçluların iftariyeliklerine müsaade etmeyen, mescitte vaaz veren bir kısım davetçileri tutuklayan ve hatta bazı Müslümanları, el-Meğaribe Kapısı’nın yakınında namaz kıldıkları gerekçesiyle tutuklayacak kadar haddini aşanlar da onlardır.

14. En sonuncusu, 2007’nin başlarında yaşanmış olan birçok cinayeti Mescid-i Aksa’nın hareminde işleyenler de onlardır.

15. Mescid-i Aksa’nın altındaki tünellerde Yahudi havrası inşa edenler de onlardır.

16. Mescid-i Aksa’nın altındaki tünellerde bir İsrail müzesi kuranlar da onlardır.

17. 1967’den sonra Mescid-i Aksa’nın müştemilatından biri olan Tenkiziye Medresesi’ne el koyup daha sonra Aksa’nın namazgâhlarından biri olan bu medresenin namazgâhını bir Yahudi havrasına dönüştürenler de onlardır.

18. Mescid-i Aksa’nın her tarafına gizli veya açık kameralar yerleştirip ahalimizin mescit içerisindeki bütün hareketlerini gözetlemeye çalışanlar da onlardır.

19. Mescid-i Aksa’ya her gün istihbaratçıları, işgal askerleri ve özel birlikleriyle baskınlar düzenleyen ve hiçbir sınır tanımadan Kubbetü’s-Sahra’ya, Mescid-i Aksa’ya el-Mervani namazgâhına girip namaz kılan mümin erkek ve kadınların önünden pervasızca geçen ve hatta namaz kılmakta olan bir kısım Müslüman’ı tutuklayanlar da onlardır.

20. İsrail halkını zorla da olsa Mescid-i Aksa’ya girmeye teşvik edip dinî merasimlerini orada yapabilmeleri için her türlü güvenlik önlemlerini alanlar da onlardır.

21. Her gün binlerce yarı çıplak kadın ve erkek turisti Mescid-i Aska’ya fütursuzca sokanlar da onlardır.

22. Yine, 2007 yılının başlarında Mescid-i Aksa’nın müştemilatından biri sayılan el-Meğaribe yolunun yıkımını başlatan ve el-Meğaribe Kapısı’nı yıkıp söz konusu yol üzerine sağlam bir askerî köprü yapma niyetinde olduğunu açıkça ifade eden ve tankların, kamyonların ve iş makinelerinin bu sağlam köprü üzerinden kolaylıkla geçip Aksa’ya gireceğini ilan edenler de onlardır.

23. Mescid-i Aksa’nın namazgâhlarından biri olan Burak Namazgâhını bir Yahudi havrasına dönüştürme niyetinde olduklarını açıkça belirtenler de onlardır.

24. Keza, Mescid-i Aksa’nın müştemilatından biri olan Tenkiziye Medresesi’nin enkazı üzerine dünyanın en büyük havrasını inşa ederek Aksa’nın iç avlularını bu büyük havranın avluları hâline getirme arzusunda olduklarını açıkça ifade edenler de onlardır.

25. Ayrıca yalan ve hileyle Mescid-i Aksa’nın iç avlularını kamuya ait alanlar gibi lanse eden ve -söz konusu alanların Mescid-i Aksa’nın ayrılmaz birer parçası olduğunu çok iyi bilmelerine rağmen- bunların Kudüs belediyesinin yönetimine bağlı olduğunu iddia etmeye başlayanlar da onlardır.

26. El-Mervani Namazgâhına ve eski Mescid-i Aksa’ya açılan ve hâlihazırda kapalı tutulan birtakım dış kapıları açarak söz konusu namazgâhların Yahudi havralarına dönüştürülme planlarını yapanlar da onlardır.

27. Eski Kudüs’ün ve bütün Selvan semtinin altından Mescid-i Aksa’ya doğru uzanan tüneller ağını kazma faaliyetlerini aralıksız sürdürenler de onlardır.

28. Şunu özellikle vurgulamak gerekir ki, işgalci İsrail kurumlarının bugün yapmakta oldukları faaliyetler, sadece Mescid-i Aksa’nın yerine kurulması planlanan mabedin ön adımlarıdır.

29. Bu sebeple işgalci İsrail kurumları; arazi, servet ve bütün imkânlara sahip olmalarına rağmen şimdiye kadar bir mabet inşa etmiş değillerdir. Çünkü onların hedefi, sadece Mescid-i Aksa’nın yerine efsanevi bir mabet inşa edebilmektir.

30. Bütün bunların yanı sıra işgalci İsrail kurumları, Mescid-i Aksa’yı çepeçevre kuşatacak bir biçimde bir dizi Yahudi havrası inşa etmeye de gayret göstermektedirler.

31. Öte yandan İsrail, yıkıcı gayretlerini işgalci İsrail kurumlarıyla birleştirerek Kudüs’ü Yahudileştirme ve Mescid-i Aksa’nın yerine efsanevi mabedi inşa etme çabası içerisindeki aşırı Yahudi örgütlerinin güvenliğini sağlamaktadır. Çok sayıdaki bu örgütlerin en meşhur olanları el-Ad, Atrat Kuhenim ve Mabed Mütevellileri’dir.

32. Bütün bunlar Mescid-i Aksa’nın tehlikede olduğu anlamına gelmektedir. Bu da mescide ve Kuds-ü Şerif’e yardım etmenin her birimiz için acil ve kaçınılmaz bir vazife olduğunu göstermektedir. Hiç kimsenin bu görevden kaçınmasının bir mazereti olamaz. İmanın en zayıf noktası, işgal altındaki Kudüs’e ve Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmaktır. Bu dava, İsrail’in onlar üzerindeki işgali sona erinceye kadar asla bitmeyecek bir davadır.

20 Haziran 2011 Pazartesi

"Leyla ile Mecnun Soundtrack" çıkmadan korsana düşüyor.


Son haftaların en merakla beklenen dizilerinden birisi Leyla ile Mecnun. En azından çevreme baktığımda bunu görüyorum. Yayınlandıktan sonraki 2-3 gün boyunca da etkisinden kurtulamayan kişiler var, benim gibi. Baştan aşağı orjinal bir dizi Leyla ile Mecnun, gördüğümüz diğer komedilerle uzaktan yakından alakası yok.

Daha ilk bölümlerden beri takip ettiğim dizi gittikçe güzelleşiyor. Sonu nereye varacak ben de merakla bekliyorum.

Dizinin en güzel yanlarından birisi de bana göre dizide oyuncular tarafından seslendirilen parçalar. Bir nevi "cover" yapılmış şarkıları git gide her bölümde yer etmeye ve nihayet insanların diline dolanmaya başlıyor.

Ben de bir süredir düşünüyorum, keşke bu şarkılardan bir albüm yapsalar diye. Sonra beklemektense harekete geçmek gerektiğini düşündüm, aklıma geldiği kadarıyla dizide seslendirilen parçaları topladım. İşte birbirinden güzel o şarkılar...

Sevdalılar Beni Anlar

Dizinin 5. bölümünde seslendirildi şarkı. Mecnun, peşindeki orkestra ve tabiki İsmail abi ile birlikte Leyla'nın evinin önüne gidiyor ve "serenat" yapıyor.



Şarkının orjinali Ferdi Tayfur'dan: http://youtu.be/5SsmQYlOa0g

Bu Gala Daşlı Gala

12. Bölümde geçen şarkı, Erdal Bakkal'ın hayalinde seslendiriliyor:



Bu Azeri türküsünün bir başka versiyonu da Ahmet Kaya'dan: http://youtu.be/e8CP-PVtfOM

Ben de Özledim

15. bölümde Mecnun, İsmail abi ve Erdal Bakkal; Leyla'nın düğününü basıp orkestradan enstrumanları alıp şarkıya başlıyor:



Şarkı yine Ferdi Tayfur'dan: http://youtu.be/zo7OjqY5EiM
Ama Ogün Sanlısoy versiyonu da gayet iyi: http://youtu.be/IJin5xQt0mg

Bu Kıza Kadar

Henüz dizi yayınlanmadan internet ortamında paylaşılan şarkı bir anda popüler hale geldi. Afroman adlı grubun Because I Got High şarkısından uyarlanan şarkı 17. bölümde geçmişti:



Orjinali: http://youtu.be/Xxz2m7BFBrU

Yeni uyarlamalar için heyecanla bekliyoruz desek yeridir. İyi ki varsın Leyla ile Mecnun :)

13 Haziran 2011 Pazartesi

Sizin oy attığınızla kazanan partinin bir olduğunu ben daha hiç görmedim hayatımda!



Bir seçim daha geçti gitti. Kazanan, kaybeden, sevinen, üzülen, hazmedemeyenlerle dolu ortalık.

Seçim için tahmin yapmadım, daha doğrusu yaptım ama düşük bir tahmin. Çünkü her yaptığım tahmini ezip geçiyor Ak Parti. En son 2007 seçimlerinde bir arkadaşımla girdiğimiz "Ak Parti tek başına iktidar olur mu olamaz mı?" iddiasını benim bile tahmin edemeyeceğim bir oranla kazanmıştım. Bu konuda da teşekkürlerimi ileteyim yeri gelmişken.

Gelelim sonuçlara... Dünkü yazım bir aşağıda, beklentilerim de ortadaydı. Has Parti konusunda hayal kırıklığına uğradım. Saadet Partisi'ni bile geçemediler sıralamada. Yine de bu parti zamanla oturacaktır. Ak Parti'de bir sonraki dönem Tayyip Erdoğan'ın olmayışını bir fırsat bilebilirler. Bir de şu Bekaroğlu konusuna çözüm bulsalar valla ben de rahatlayacağım...

En çok üzüldüğüm ise Ankara 2. Bölge adayı Aynur Bayram'ın 2000'den az oy almasıydı. Muhafazakar diye tabir edilen seçmenden daha fazlasını beklerdim. Ak Parti'den eksilecek 50 bin oy bile çok fazla şeyi değiştirmezdi...

CHP her zamanki gibi. Seçim öncesi hedeflerinden çok uzakta kaldılar. Yine de oy oranı ve milletvekili sayılarını artırdıkları için tebrik etmek gerek. Bir ileri iki geri değişim bu kadarını getiriyor işte. Değişim konusunda daha inançlı olmaları onlara pek fazla oy da kaybettirmeyecek, bunu Cuhmuriyet Güç Birliği'nin hezimetinden çıkarıyorum. Bilmiyorum ne kadar haklıyımdır...

MHP beni şaşırttı. Söyleyecek bir şey yok. Mecliste olmaları güzel. Yoksa 36 BDP'linin bulunduğu meclis için "Kürtler var da Türkler niye yok?" yorumu yaparlardı tahminimce. Sahi, 36 vekil çıkaran BDP de şaşırtıcı derecede başarılıydı. %10 seçim barajı saçmalığının bir işe yaramayacağını açık açık gösterdiler. Sırrı Süreyya Önder, Altan Tan gibi isimlerin yer alacağı meclisten umutluyum. İnşallah son zamanlarda artan Kürt faşistliği konusunda bir frene basar BDP.

Ak Parti'nin 330 milletvekilini bulamaması ise bir yerde olumlu. Bu da Ak Parti ve Tayyip Erdoğan'ı frenleyecek unsur olacaktır. Diğer bir güzelliği de; artık hiç kimse "Ak Parti kafasına göre yasa yapıyor" diyemeyecektir.

Ben sevdim bu meclisi. Halkın %96'sı mecliste temsil ediliyor (Başörtüsü meselesi hala çözülmüş değil, bu da hepimizin kocaman bir ayıbıdır. Atlamamak gerek). Hayırlı olmasını diliyorum.

Sabahtan beri farklı görüşlerden 10 tane gazete okudum, seçim sonuçlarını görmekten sıkıldım. Nasıl kurtulacağım derken de aklıma bu akşam 21:55'te yayınlanacak olan Leyla ile Mecnun'un yeni bölümü geldi. Seçim özel yayınımız sanırım buraya kadar. Takip ettiğiniz için teşekkürler. Öptüm, bay bay. (Koskocaman adam hiç öptüm, bay bay der mi ya...)