19 Ağustos 2011 Cuma

Bazı düşünceler - Pide ve paradokslar




Ramazan pidesini sevmeyen yoktur sanırım. Her sene Ramazanın gelmesiyle birlikte pideye düşüyoruz hep beraber, sonra 11 ay aramıyoruz da. Bu zaten başlı başına ilginç bir durum. Demek ki sadece yiyeceklerin değil, vakitlerin de tatları varmış…

Günde 2 pide yeniliyor bizim evde hemen hemen. Biri iftarda, biri sahurda. Çok güzel pide yapan bir fırın biliyorum. Eskişehir’de ikamet edenler için tarif edeyim, Kurtuluş Mahallesi Kapalı Pazaryeri’nin oralarda bir köşede. Harman Fırın.

Bu yıl bir de pidenin fiyatını 1.50 TL yapmışlar. Yumurtalı da 1.75 ile 2TL arasında. 1 TL’ye de var ama onlar daha küçük. Böyle de bir kazık ama yiyoruz işte, işin ucunda pide olunca paranın lafını yapmıyoruz...

Asıl konumuza gelelim.

Eve aldığım bu iki pideden genelde birisinin 1/3’ü artıyor gün sonunda. Çöpe atmıyoruz tabiî ki, ekmek dolabı mıdır, sepeti midir neyse, orada duruyor. Sonraki vakte kadar.

İftarda elimde iki sıcak pideyle eve geliyorum ama bir bakıyorum ki sıcak pideler değil, önceki akşamdan kalan pide var sofrada. Soruyorum, aldığım cevap şu: “Ne yani, ziyan mı olsun?”. Hayır diyorum. “Ama önce diğerini yiyelim, bu zaten bayat. Şimdi bunu yersek, diğer vakte kadar taze olanı da bayatlayacak. Ve bu bir paradoksa dönüşecek, biz Ramazanın sonuna kadar bayat pide yiyeceğiz.”

Cevap alamıyorum. Ama böyle bir mantık kurdum işte. Bilmiyorum, galiba oruçtan dolayı bu pide mevzusunu çok fazla kafaya taktım. Ama çok güzel oluyor be, keşke her gün bir pide de Somali’ye falan gönderebilsem. Hatta kendi ellerimle götürsem. O zaman daha lezzetli olur be kardeşim…

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Müslüman şahsiyetler Amerika'da!



Zarif Haykırışlar bu ay 14 noktada!

1. yılını dolduran Zarif Haykırışlar etkinliği yeni yüzüyle her ayın 7'sinde düzenlenmeye devam ediyor. Müslüman şahsiyetler okuması olarak devam eden etkinliğin bu ayki en dikkat çekici noktası ise Amerika'nın Houston şehri.

Etkinlik programı şöyle:

Amerika - Houston
Yer: Memorial Park
Saat: 17:00
(İrtibat tel. 281-3230879)

Antep
Yer: Milli Türk Talebe Birliği
Saat: 16:00

Ankara
Yer: Kocatepe Camii avlusu
Saat: 17:00

Bursa
Yer: Irgandı Köprüsü TYB Şubesi
Saat: 17:30

Denizli
Yer: İncilipınar Parkı
Saat: 18.00

Eskişehir
Yer: Kurşunlu Külliyesi
Saat: 18:00

Hatay
Antakya Büyük Park'ta Orta Kahve'nin Karşısındaki Bankar
Saat: 16:00

İstanbul
Yer: Emirgan Korusu (bkz. Nasıl ulaşırım? http://on.fb.me/ojIjrD)
Saat: 17:00

Kocaeli
Yer: Cumhuriyet Parkı
Saat: 16:30

Maraş
Yer: Kıraathane önü
Saat: 19:15

Rize
Yer: Sahil, Lunaparkın batı tarafı
Saat: 13:00

Sakarya
Yer: Kent Park
Saat: 18:00

Samsun
Yer: Sevgi Gölü
Saat: 17:00

Sivas
Yer:Dil ve Edebiyat Derneği Sivas Şubesi
Saat: 16:00



Etkinliğin ayrıntılarını Facebook'ta

Zarif Haykırışlar - Ağustos 2011 etkinliğinden ve

Zarif Haykırışlar sayfasından takip edebilirsiniz.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Ne kültürü ulan!

Bir kez daha Ramazan’a kavuştuk çok şükür. Ama Ramazanla birlikte benzer tartışmalar yine alevlenmeye başladı.

“16 saat oruç tutulur mu?” tartışmalarından kibarca kaçınarak (çünkü bu konuda verilecek bir dolu okkalı cevap var, Rabbim kuluna taşıyabileceğinden fazla yük vermez. Eğer tutamayacak olsak bir şekilde izin olurdu bunun için) diğer bir önemli tartışmaya parmak basmak istiyorum; Ramazan dini bir olay mıdır yoksa kültür müdür?

Bu tartışmanın iki kutbunu yine iki farklı grup insan üzerine ayırmak gerek. Birincisi Ramazanı dini bir olay olarak kabul edenler. Bunlar Ramazan orucunu tutar, muhtemelen teravihe de gider, Ramazanı ibadetle ve kulluk bilinciyle geçirir. İkinci grup ise genellikle din ile pek bağı olmayan, Ramazan kısa günlere denk geldiğinde oruç tutmayı tercih eden, çocuklarının sınav günleri oruç tutmasına şiddetle karşı çıkan insanlar. Bunlar da Ramazanı kültürel bir olay olarak değerlendirirler.

Nasıl yani kültürel? Şöyle. Ramazan direklerarası eğlencesinden ibarettir. İnsanlarla bir araya gelmek için oruç tutulmasa bile iftar sofralarına gidilir. Fakir fukara edebiyatına ilgi artar. İftarda Coca Cola içilir. Yani Ramazan gelmiştir, bellidir ama ibadetsiz bir Ramazandır o…

Tabi sonrasında Ramazan Bayramına ulaşılır. İlk gruptaki, Ramazanı ibadetle geçirenler önce bayram namazını kılar, sonra büyüklerinin elini öper, bayramını tebrik eder. Evde yemekler, tatlılar yapılır, gelen giden eksik olmaz.

Diğer tarafta ise ibadetsiz Ramazan geçirenler. Onlar için bayramın ismi bile ayrıdır; Şeker Bayramı. Bayramın en güzel yanı, tatil olmasıdır. Haftalar öncesinden tatil yerleri araştırılmış, ayarlanmıştır. Üç günlük bayramda bir güzel tatil yapılır ve dinlenilir onlara göre (Tatilin dinlendiriciliği mevzusunu daha sonra değerlendirebilirim ayrıca).

Bütün bunlara bir de medya desteği ekleniyor. Yılın on bir ayı (Belki Ramazan da dahil) gayri İslami ve hatta gayri ahlaki yayın yapan kanallar, Ramazan’ın gelmesiyle birlikte dini içerikli programlar, diziler (bunlar genelde üçüncü sınıf yapımlar oluyor) yayınlamaya başlıyorlar. Alakasız yerlerde ney sesi üzerine bir-iki dua eklenerek Ramazan ritüellerini yerine getirmiş oluyorlar. Reklamların yüzü değişiyor, kiminde iftara yetişmeye çalışan insanları, kiminde sofrada yemek yiyen-sahur yapan geniş aileleri görüyoruz. Bütün yıl (Ramazan da dahil) Müslüman kanı akmasına desteğini esirgemeyen markalar, reklamın şirinleştirici etkisini kullanarak Müslümanların karşısına çıkıyor bir kez daha.

Demek istediğim, bırakın şu Ramazanla alakası olmayan mesaj bombardımanını. Siz değerlerinize pamuk ipliğiyle bağlısınız, aman kopmayın diye bizim bu mübarek günlerimizi kendi mesajlarınızla kirletmeyin!

Muhtemelen birkaç gün içinde bu konu rafa kaldırılıp, bayramın yaklaşmasıyla tekrar alevlenecek. O zaman da diyeceğim ki “Biz sizin Cumhuriyet Bayramı’nıza Şeriat Bayramı diyor muyuz?”

22 Temmuz 2011 Cuma

Dünkü hatalar...

Kim bilir hangi kaldırımları ezdim bütün gün, o mübarek kaldırımları...

İstanbul/Akşam/Hüzün. 78'deyim, yol uzun. Sırtımdaki çanta hayatım oluveriyor sanki. Sevdiğim tüm kitapları sırtımda taşıyorum ben. Sevdiğim tüm şiirleri aklımda tutuyorum. Otobüse adım atmamla İstanbul'un ruhu ölüyor. Elimdeki telefonun diğer ucu; hayatta kalan tek gerçek şey. İstanbul/Öğle/Mutlu. Sırtımdaki yük, ne kadar da tatlı. Ve kim bilir hangi ayaklar ezdi bu kaldırımları, bu yokuşları... O zaman, sanki her şeyde ruh vardı. Haydi o zaman, dönelim o vakitlere!


1 Temmuz 2011 Cuma

Böyle giderse hepimiz yanarız...

Yine bir 2 Temmuz geldi. 93’te yaşananlar malum, Sivas… 37 insanın ölümü hangi şartlar altında güzel olabilir ki?

Haftalar öncesinden birkaç arkadaşımın muhabbetlerinde rastladım buna. O zamandan başlamışlardı “dinci”lere saldırmaya. Dinciler katil, dinciler yobaz, dinciler insafsız, dinciler akılsız…

Lise yıllarımda yine bir muhabbetimizde bu olaylardan konu açılmıştı. Savunulacak bir yanı olmadığını söylemiştim. Bir arkadaşım çok şaşırdı. “Sen de mi Aleviydin?” dedi. İnançlı bir arkadaşım değildi bu. “Hayır” dedim. “Alevi değilim ama vicdan sahibiyim.”

Bu ülkede yıllardır bu olay, dindar insanları susturmak amacıyla kullanılıyor, buna şahit oluyoruz. Kullananlar da mağdur olanlar değil, dindarları zor duruma sokmak isteyen, bu niyette bulunanlar genellikle.

Bu ülkede dindarlar hep “laik düzeni yıkıp dine dayalı devlet kurmak”la suçlanıyor. Hala da öyle. Madımak’ın amacı da buydu onlara göre. Halbuki İslam’dan haberleri olsa böyle mi düşünürlerdi? Sanmıyorum…

Evet, Müslümanlar çabuk gaza geliyor olabilirler. Sevmediğiniz birini Cuma çıkışında cami önünde “Allah’a küfretti” diye suçlasanız, kendisi için pek güzel gelişmeler olmaz orada. Maalesef ki dindarların bir zaafı da bu. Ama bunu milyonlarca Müslümanın üzerine yıkmaya çalışan hiç kimse de iyi niyetli olduğunu söylemeye çalışmasın.

Ve bugün… Suriye’deki olaylar da malum. Orada da bir Sünni-Şii çatışması var. Şii yönetim Sünnileri katlediyor. Hama’da, 82’de olduğu gibi. “Sivas 93” diyen kaç “vicdanlı”nın “Hama 82”den haberi vardır ki?..

Belli kesimler (Ben bunlara Neo-Kemalist demek istiyorum artık, çünkü klasik Kemalizm’in Misak-ı Milli’sini ve milliyetçiliğini tekrar yorumlamış, faşizmin ilginç bir kısmına doğru yol almaya başlamış durumdalar) Suriye’deki olayları 180 derece tersinden okuyor. Sünnilerin iç savaş çıkarmaya çalıştığını, Emperyalist güçlere ortak olduğunu yazıyor, konuşuyorlar. Zaten “emperyalist”ten başka hakaret de bilmiyorlar muhtemelen, “faşist”i hakaret niyetine kullansalar önce kendilerine bakmaları gerekir…

Böyle bir durumda 16 Temmuz’da Hatay’a yola çıkacak olan konvoya da laf atmadan duramıyorlar. Bu konvoyun amacı mezhep savaşı çıkarmak, emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmekmiş. Hakan Albayrak gibi adamlara emperyalist diyene ben ne diyeceğimi bulamıyorum mesela. Ne desem?

Neyse işte… Bu Neo-Kemalistler madem mezhep savaşı çıkmasından bu kadar korkuyorlar, Suriye’deki katledilen Sünniler için niye ses çıkarmıyorlar? Yarın muhtemelen Sivas’ı hatırlatıp duracak olanlara soracağım ilk şey budur. Ve Hama’dır.

Sivas artık katliam olmaktan çıkmış, karşısındakini vurmak isteyenlerin oyuncağı haline gelmiştir. Malesef ki Sivas’ın tek amacı şovdur artık. Ben tekrar yaşanmaması için çaba gösterip dua ediyorum. Ya siz?